O, Türk tarihine yön veren bir anne… Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, 1857 yılında Selanik Langaza’da dünyaya geldiğinde genç yaşında eşini kaybedeceğinden ve dünya tarihine adını kazıyacak bir evladı tek başına yetiştireceğinden elbette habersizdi. Dönemin şartları altında eğitim görememiş olan Zübeyde Hanım, farkını okuma yazma bilmesiyle ortaya koyar. Tıpkı annesi Ayşe Hanım’ın “Molla Hanım” lakabı ile anıldığı gibi Zübeyde Hanım’a  da bu okur yazarlığından ötürü “Zübeyde Molla” lakabı ile anılmaya başlar.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Annesi  Zübeyde Hanım

Oldukça muhafazakar ve geleneklerine bağlı bir aileden gelen Zübeyde Hanım, henüz 13-14 yaşlarındayken Osmanlı Gümrük Muhafaza Teşkilâtı’nda bir memur olan Ali Rıza Efendi ile evlenir. Kendisinden tam 20 yaş büyük olan Ali Rıza Efendi ile evlendikten sonra Selanik’in Yenikapı semtinde yeni bir hayata merhaba der. Önce Fatma, Ömer ve Ahmet adında üç çocuğa sahip olan bu yeni evli çiftin çocukları sırayla ölünce 1881 yılında Mustafa, 1885 yılında Makbule ve hemen sonrasında da Naciye doğar. Ancak hayat yine  yüzüne gülmez ve 1888 yılında eşi Ali Rıza’yı sonrasında da yeni doğan bebeyi Naciye’yi art arda kaybeder. iki çocuğuyla birlikte Osmanlı Dönemi’nde yalnız kalmış bir kadındır artık.

Çocuklarıyla baş başa kalan Zübeyde Hanım, abisi Hüseyin Bey’in Langaza’da bulunan çiftliğine geri dönme kararı alır. Mustafa küçük yaşta babasını kaybetmiş olmanın verdiği sorumlulukla kendini ailenin başı hissediyordur artık. Mustafa böyle hissede dursun, ailesine daha fazla yük olmak istemez ve bir karar alır. Önceki evliliğinden 4 çocuk sahibi olan Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey ile yaşamını birleştirir. Balkan Savaşı sona erdiğinde Zübeyde Hanım, Ragıp Bey’den ayrılarak artık çoktan Osmanlı toprağı olmaktan çıkmış olan Selanik şehrini kızı Makbule ile birlikte terk ederek İstanbul’a Beşiktaş Akaretler’e göç eder.

Zübeyde Hanım kızıyla birlikte İstanbul’da yaşarken Mustafa Kemal birçok cephede çarpışan korkusuz bir komutandır artık. Bu durum her ne kadar Zübeyde Hanım’ın gururunu okşasa da oğlunu sık görememesi ve onun sağlık sorunları ile ilgilenememesi derin bir yara olarak yer alır. Mustafa Kemal’in Halep’te sarılık olduğunu öğrenen Zübeyde Hanım, daha fazla dayanamaz ve kalkar oğlunun yanına gider. Onun tek derdi oğlunun sağlıklı olduğunu kendi gözleriyle görmektir. Ömürleri boyunca oldukça az görüşebilen ana oğul, Mustafa Kemal’in her İstanbul’a gelişinde görüşürler. Günümüzde müze halini almış olan Şişli’deki Madam Kasabya’nın evini kiralayan Mustafa Kemal Paşa bir İstanbul ziyaretinde kız kardeşini ve annesini de alarak bu eve taşınır.

Zübeyde Hanım’ın Rahatsızlığı

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile birlikte Zübeyde Hanım için sancılı günler başlar. Oğlunu eskisinden de az gören Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal’in sağlığı ile ilgili duyduğu yalan yanlış haberlerle de iyice rahatsızlanır. Tamamen bir spekülasyondan ibaret olan Mustafa Kemal Paşa’nın ölüm haberi artık Zübeyde Hanım için bardağı taşıran son damla olur. İyice hastalanarak felç geçirir.  Oğlu için sıkıldığı bu günlerde kızı Makbule ile yüzü güler. Makbule, Mustafa Mecdi Bey ile evlenecektir. Şişli’de yalnız kalmak istemeyen Zübeyde Hanım, kızı ve damadıyla birlikte yeniden Akaretler’e taşınır. Milli Mücadele boyunca annesinden ayrı kalan Mustafa Kemal, annesinin hastalığından ve kuşatma altındaki İstanbul’da kalmasından büyük üzüntü duyar.

Ana oğul telgraf yoluyla sürekli haberleşseler de bu hiçbir zaman yeterli olmaz ve sonunda Mustafa Kemal, annesini Ankara’ya yanına aldırır. Romatizma ve felç rahatsızlıkları ile boğuşan Zübeyde Hanım’a Ankara havasının kötü gelmesi üstüne üstlük Mustafa Kemal’in evlenmeyi düşündüğü ve annesi ile tanıştırmak istediği Latife Hanım’ın İzmir’de yaşaması rotanın değişmesine  sebep olur. Ancak ne İzmir havası ne de oğlunun mutluluğu Zübeyde Hanım’ın rahatsızlıklarına çare olmaz.

Zübeyde Hanım’ın Vefatı

14 Ocak 1923 günü Zübeyde Hanım henüz 66 yaşındayken İzmir Karşıyaka’da hayata gözlerini yumar. Hala günümüzde de anne sevgisinin ne denli önemli olduğunun, kendi imkanları ile birçok şeyi değiştirebildiğinin, medeniyete bakan kapıları ilimle bir bir nasıl açabildiğinin, bir kadının tek başına dahi olsa neleri başarabileceğinin vücut bulmuş hali Zübeyde Hanım’dan başkası değildir.