Günümüz dünyasında yalnızlığa bakış değişkenlikler gösteriyor. Psikoloji bilimine göre aslında yanlızlık bireyin gerçekten yalnız olması değil kendini dışlanmış, boş ve uzakta hissetmesidir. Bu tanıma göre kimse yalnız değil, sadece hissedilen bir duygu. Ünlü düşünür Nietzsche ise “Dünyanın en eski asaletidir yalnızlık” demiş. Demek ki burada karşımıza yalnız hissetmek ve yalnız olmayı tercih etmek gibi iki kavram çıkıyor. Aslında yanlızlığı hissetmek değil tercih etmek üzerine konuşmak gerekir. Diğeri, sonu hastalıklara yol açabilen tamamen bilimsel bir konu. Yalnızlığın değerini bilmek tamamen başka bir tartışma konusu.

Yalnızlığın Değerini Bilmek

Teknolojinin bizleri esir aldığı bu dünyada gerçekten kendine vakit ayırabilen, telefonunu kapatıp, televizyonu kapatıp kitap okuyabilen var mı? Bir çay bahçesinde tek başınıza çay içerken bile elinizde telefon varsa eğer gerçekten de yalnız mısınız? Tabi ki hayır değilsiniz. Yalnız olmak asosyal olmak değildir. Bilinçli yanlızlık modern dünya insanlarının kendilerine ayırdıkları kaliteli zamandır aslında. Ünlü düşünür ve yazar Aziz Nesin’in dediği gibi “Değerini bilmeden yalnızlığından kurtulmak istiyorsan; kurtulsan da yalnızsın.”

Günümüz kadını hem evde hem de iş dünyasında koştururken kendine vakit ayıramamaktan hep şikayet eder. Aslında haklıdır da. Ama biraz organize olarak, çocuğu uyuttuktan, mutfak işlerini ayarladıktan sonra ister tek başınıza isterse eşinizle yapacağınız kaliteli bir sohbet bile yalnız kalmanın verdiği keyfi size yaşatır. Evet yalnızlığın illa ki tek kişilik olması gerekmez. Eşinizle, sevdiğinizle ya da bir arkadaşınızla geçirdiğiniz özel anlar da yalnızlıktır.

Yalnızlığın değerini bilmek

 

Yalnız Kalabilmek Kişinin Kendisiyle Barışmasını Sağlar

Yalnızlık bireyin kendisiyle barışmasıdır, kendisini tanımasıdır, kendisini sevmesidir. Eğer özgürce yönetebildiğiniz bir yanlızlığınız varsa durmayın keyfini çıkarın. Telefonunuzu kapatın, çıkın dışarda dolaşın, varsa evcil hayvanınızla ilgilenin, sizi mutlu eden hayaller kurun, gelecek planları yapın, belki de bir hikaye ya da şiir yazın, kağıda saçma çizimler yaparak kafanızı boşaltın, bir şarkı dinlerken çılgınca dansedin, kendinizi kalıplara sıkıştırmayın.

Yalnızlık sürekli olması gereken bir şey değil. Tabi ki dünyadan ve sosyal hayatımızdan kopmamak gerekiyor. Kaliteli ve bireyin kendi seçtiği yalnızlık, kafayı dinleme durumu sizin kendinize olan güveninizi artıracak, enerji depolamanızı ve sakinleşmenizi sağlayacak, sürekli tüketilen sosyal toplantılara bağımlı olmaktan çıkıp bunlardan daha çok keyif almanızı sağlayacak. Sürekli başkalarını mutlu etmeye çabalamaktansa önce kendinizi mutlu edeceksiniz. Bu da sizin çevrenizle daha iyi iletişim kurmanıza olanak sağlayacaktır. Kısacası sosyal olmanın götürdüğü yol kaliteli yalnızlıktan geçer. Michel Foucault’un müthiş bir lafı vardır “Eğer bir kişi yalnız olmayı beceremiyorsa, başkalarıyla bir arada olmayı da beceremez.

Zaman zaman yalnızlığın değerini bilmek gerek.