Hayal edin. Paris’tesiniz. Kafanızda büyük bir şapka, ayağınızda topuklu ayakkabılar… En sevdiğiniz kitap elinizde, gözünüze kestirdiğiniz kafenin sakin bir köşesine oturuyorsunuz, herkes en sevdiği kitabı okuyor. Topuklu ayakkabılarınıza bakıp gülümsüyorsunuz, neden böyle geziyorum ki diye… Sonra aklınız size Paris’te olduğunuzu hatırlatıyor. Topuklu ayakkabının tarihi bir an için sizi dürtüyor. Evlerde tuvalet olmadığı için herkesin sokakları kirlettiği günlerde, Parisli kadınlar rahat yürüsün diye ortaya çıkan topuklu ayakkabıyı, başka nerede giymek bu kadar uygun düşer ki? Arkanıza yaslanıp rahat bir nefes alıyorsunuz, kimsenin kimse için giyinmek zorunda olmadığı bir semtte sadece istediğinizi yapmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu düşünüyorsunuz. Bu rahatlıkla kendinize en sevdiğiniz tatlıyı ve bir kahve söyleyip kitabınızı okumaya başlıyorsunuz…

 

Kitabın sayfalarını çevirmeye başladığınız anda tek olmadığınızı anlıyorsunuz. Bir anda kitabın kahramanı ile karşılıklı kahve içerken kendinizi buluyorsunuz. Sonra başka bir karakter daha kitaptan çıkıp size eşlik etmeye başlıyor. Gittikçe masa kalabalıklaşıyor, sesler çoğalıyor ve sahnede başka kimsenin görmediği karakterlerle hayatınızın en büyük performansını sergilemek durumunda kalıyorsunuz.

 

Tek başına kitap okumak, görünmeyen kahramanlarla gizli bir randevudur. İstediğiniz saati, istediğiniz mekanı, istediğiniz giysiyi seçebilirsiniz, karşı tarafın gelmeme ihtimali hiçbir zaman yoktur. Sizi yargılamaz, ne giydiğinize bakmaz, akreple yelkovanın ilişkisini umursamaz… Onu yarım bırakırsanız kırılabilir, bildiklerinizi unutturabilir ve siması aklınızdan yavaş yavaş silinebilir. Kahramanlar, nankörlük dışında her şeyi göğüsleyebilir. Ama tek bir kahveyle gönlünü alabilirsiniz.

 

Ortalama bir kitapta 11 karakter olduğunu ve her masada Paris’teki gibi bir kitap okunduğunu düşünürsek yaklaşık 85 kişiyiz. Yani kalabalığız ama sığıyoruz dedim… Kadın, şaşkınlıkla bana bakıyordu. Oysa Aslıhane’nin kaç kişilik bir mekan olduğunu sormuştu, ben de en basit haliyle anlatmıştım. Kalabalığız, hem de çok kalabalığız. Etrafınıza baktığınızda gözünüze az gelebilir belki, doğrudur. Ama görünmeyen kahramanlar Aslıhane’nin köşelerinde sizi bekler, anıların bıraktığı izler ise sizi özler…

 

Şimdi kendinize sorun, siz kaç kişisiniz?