Portekiz - Sintra Gezi Notları

Portekiz - Sintra Gezi Notları. Portekiz seyahati planları mı yapıyorsunuz? Portekizde nerelere gidilir, Sintra'da gezilecek yerler nereler?

Bu hafta size benim seyahat favorilerimden olan ve Portekiz’e giderseniz mutlaka görmenizi tavsiye edeceğim Sintra ’dan bahsedeceğim.

Serra Graniti’nin kuzey yamacında, ağaçlı vadiler ve kaplıcalar arasında konumlanmış olan Sintra’ya gittiğinizde mistik bir hava ile karşılaşacaksınız.

Portekiz kralları tarafından istirahat bölgesi olarak kullanılmış olan bu olağanüstü şehir, UNESCO Dünya Mirası olarak kabul edilmiş ve bu sayede de özellikle eski merkezinde yapılarını ve geçmişteki düzenini aynen koruyabilmiş.

Sintra’ya Lizbon Rossio Tren İstasyonu’ndan 45 dakikalık bir tren yolculuğu ile ulaşılıyor. Gidiş dönüş 4,30 euro ücreti olan tren biletini bir önceki yazımda bahsettiğim sebepten dolayı dönüşe kadar atmayın.

Sintra’ya Lizbon’dan tren ile gelirseniz merkezin 1,5 km kadar doğusundaki tren garına ulaşacaksınız.

Merkeze yürüyüş

Turistik otobüs hattı 434 ile buradan merkezdeki Republica Meydanı’na geçip, oradan da tepede yer alan yapılara geçebilirsiniz.

Ben hava koşulları uygun ise Republica Meydanı’na kadar düz olan bu güzergahı kesinlikle yürümenizi tavsiye ederim. Çok güzel manzaralar arasında yürüyüp, Sintra’yı farklı açılardan fotoğraflayabilirsiniz.

Merkeze doğru ilerlerken ilk olarak, ilginç bir Neo Gotik yapı olan Belediye Binasına ulaşırsınız. Buradan Volta da Douche isimli sokak ile Rebuplica Meydanı’na doğru ilerlerken Casa da Sapa isimli café karşınıza çıkar. Kış döneminde hafta sonları kapalı olan bu cafeyi açık yakalarsanız yerel lezzetleri test etmenizi öneririm.

 

Portekiz-SintraSintra Belediye Binası

 

Sintra’nın tarihi merkezi ufak sayılır. Tepelerin eteklerinde ve ağaçlar arasında kurulmuş olan merkezde ilgi çekici malikaneler var.

Yol boyunca ilerlerken derin vadinin tepesinde yer alan Moor Kalesi’nin ve ilginç bacaları ile masalsı bir görüntü oluşturan Sintra Ulusal Sarayı’nın görüntüsünden ben çok etkilendim. Bu yapılar, güzergah boyunca fotoğraf meraklıları için bir çok farklı açıdan poz verecekler. Yol üzerindeki Moor Çeşmesi geçildikten sonra etrafında şirin cafeler, restaurantlar ve mağazalar yer alan Republica Meydanı’na ulaşılır.

Size hoş gelen bir cafede bir şeyler içebilirsiniz. Genelde turistik işletmeler olduğunu vurgulamalıyım.

Enteresan Mutfak Bacaları ile Sintra Ulusal Sarayı

Meydanın ve Sintra’nın yıldızlarından olan Sintra Ulusal Sarayı’nı gezmenizi öneririm. 8. Yüzyılda Moor’lar tarafından inşa edilen saray, uzun yıllar içinde yenilenerek ve yeni bölümler eklenerek sürekli geliştirilmiş ve bugünkü haline ulaşmış. Özellikle masalsı mutfak bacaları çok ilgi çekici olan yapıda, dönemin saray hayatını gözlemleyebilirsiniz. Saksağan, Kuğu ve Hanedan Arması isimli ihtişamlı salonları biz çok beğendik.

 

Portekiz-SintraSintra Ulusal Sarayı

 

Şehir Merkezi’nde eski Posta Binası ve oyuncak meraklılarının ilgisini çekeceğini düşündüğüm Brinquedo Müzesi yer almakta. Biz bunları gezmemiştik fakat Sintra’ya uzun bir vakit ayırdıysanız değerlendirilebilirler.

Republica Meydanı’ndan sonraki rotayı kesinlikle araç ile tamamlamanızı öneririm çünkü en önemli yapıları ziyaret edebilmeniz için tepelere çıkmanız gerekecek. Bu 5 kilometrelik dik güzergahı yürüyenler vardı. Fakat ben bu tarz dik bir yürüyüşü, özellikle böyle tırmanmayı seviyorum demiyor iseniz kesinlikle önermiyorum.

Ulaşım aracı olarak Sintra Ulusal Sarayı önünden kalkan  turistik otobüsleri kullanabileceğiniz gibi pazarlığında mümkün olduğu turistik taksiler ile de anlaşabilirsiniz. Az evvel de bahsettiği 434 no’lu otobüs kişi başı 5 euro idi. Otobüs şoföründen bilet alabiliyorsunuz. . 2 kişi iseniz bile pazarlıkla toplamda yakın bir rakama taksi bulabilirsiniz. Tabi Sintra’ya çok dolu bir zamanda gelmemiş iseniz. Biz Republica Meydanı’nda golf arabası ile taksicilik yapan eski rallici bir Sintralı ile anlaştık. O ufak aracı dar ve dik yokuşlardaki kullanışı tüm seyahatin en heyecanlı anlarındandı.

Gizemli Regaleira Malikanesi

Tepeye çıkarken güzergah üzerinde Sintra’da benim ilgimi en çok çeken yerlerden biri olan Regaleira Malikanesi ile karşılaşacaksınız. Malikane 1900’lerin başında Antonia Augusto Carvolho Monterio isimli gizemli bilimler meraklısı bir milyoner için inşa edilmiş.

Portekiz-SintraRegaleira Malikanesi (Quinta da Regaleira)

 

İhtişamlı malikanenin yanı sıra, içinde bulunduğu 4 hektarlık park, şapel, tüneller, çeşmeler, akvaryum ve inisiyasyon kuyuları ziyaretinizde göreceğiniz diğer mekanlar. Bu mekanların pek çok yerinde simyaya, masonluğa dair gizemli semboller bulunmakta. Özellikle inisiyasyon kuyularının hikayesi ilginç. Bu kuyular hiç bir zaman su kuyusu olarak kullanmayıp, Tarot inisiyasyon törenlerine ev sahipliği yapmış. Mistik konulara meraklı herkesin bu malikaneyi gezmesini tavsiye ederim.

 

Portekiz-Sintraİnisiyasyon Kuyusu

 

Bu malikanenin az ilerisinde yer alan Tivoli Oteli tepeler üzerinden harika bir manzara sunmakta. Burdan tepeye doğru baktığınızda masal şatosu görümündeki Pena Sarayı’nın büyüleyici görüntüsü ile karşılaşıyorsunuz.

Virajlı yollardan ilerleyerek tepeye doğru Pena Sarayı’na çıkarken eşimle Sintra’nın ne kadar mistik ve masalsı bir yer olduğundan bahsediyorduk. Tam o sırada rallici şoförümüz önünden geçtiğimiz Chalet Biester isimli malikanenin Roman Polanski’nin yönetip, Johnny Depp’in baş rolünü oynadığı mistik film 9th Gate’in çekimlerinde kullanıldığını söyleyince sanki bir tasdik almışçasına iyice etkilendik.

 

sintraChalet Biester

 

Tepeye doğru devam edince ilk olarak Pena Sarayı’nın bahçelerine ve ahırlarına ulaşıyoruz. Sarayı yaptıran Kral Ferdinand, Kraliçe 2. Maria’nın eşi ve İngiltere Kraliçesi Victoira ile evli olan kuzeni Prens Albert gibi sanata çok meraklı biriymiş. Zaten kuzeni ve eşinin Londra’da yaptırdıkları Victoria ve Albert Müzesi Londra’nın halen en önemli müzelerindendir.  Saray 19. yüzyılda Alman mimar Baron von Eschwege tarafından, dünyanın pek çok yerinden birbirinden farklı mimarı tarzlar kullanılarak inşa edilmiş.

Henüz tepeye ulaşmadan, saray bahçeleri içinde kralın sonradan eşi olacak o zamanki metresi opera sanatçısı Kontes Edla için inşa ettirdiği İsviçre Alpleri Şalesi görünümlü yapıyla karşılaşıyorsunuz.  Kralın koku olmasın bahanesi ile ahırları bu yapıya yakın yaptırarak, metresi ile gizli gizli buluştuğu ve kraliçenin bu yapıyı kundaklattığı söylentiler arasında.

Tepeye, yani sarayın konumlandığı yere ulaşırken Moor Kalesi önünden geçiyoruz. Kale müslümanlar tarafından 8. yüzyılda inşa edilmiş ve 12. Yüzyılda hristiyanların eline geçene kadar stratejik bir nokta olarak kalmış. İçinde klasik harabe görüntüleri olmasına rağmen, zamanın ruhunu hissetmek ve harika manzaraya bakmak adına bu kaleyi de ziyaret edebilirsiniz.

 

Portekiz-SintraMoor Kalesi

 

Pena Sarayı bir nevi Peri Masalı

Moor Kalesi’nden tepeye doğru devam ettiğimizde Pena Sarayı’na ulaşmış oluyoruz. Saray, Sintra Dağları’nın zirvesinde yer alıyor ve bu zirveden açık havada Lizbon’a kadar geniş bir alan gözlemlenebiliyor.

Portekiz-SintraMasalsı Pena Sarayı

 

Araçların bıraktığı noktadan saray binasına 5 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşılıyor. Fakat bu yürüyüşün yokuş yukarı olduğu bilgisini paylaşmak isterim. Şayet yürümek istemezseniz 3 euro karşılığında servis araçları ile tepeye ulaşmanız mümkün.

Saray, önceki yazımda bahsettiğim Jeronimos Manastırı ve Belem Kulesi ile beraber Portekiz’in 7 Harikası’ndan biri olarak geçiyor. Saray ayrıca pek çok listede dünyanın en güzel saraylarından biri olarak yerini alıyor.

Pena Sarayı, hem dışını hem de içini hakkıyla gezmeniz adına en az 1, 1,5 saat ayırmanız gereken bir yer. Dış mekanlar, manzara ve birbirinden farklı olarak döşenmiş iç salonlar ayırdığınız bu vaktin karşılığını fazlası ile verecektir.  Biz burada kendimizi bir masal şatosunda hissettik.

sintraPena Sarayı’nı gezerken

 

Lord Byron ve Hans Christian Andersen’in izinde

Ünlü şair Lord Byron bazı eserlerinde Sintra’dan ilham almış. Saray ziyaretinizden tekrar merkeze inerken kendisine hak vereceksiniz. Yol üzerinde Danimarkalı ünlü yazar Hans Christian Andersen’in yazlarını geçirdiği malikanenin önünden geçmek de edebiyat meraklılarını iyice keyiflendirecektir.

Merkeze indiğimizde Lizbon’a dönmeden evvel, pek çok yerden tavsiyelerini aldığımız A Raposa isimli restauranta gittik. Restaurant çok güzel döşenmiş ve sadece rezarvasyon ile müşteri alıyor (en azından bize öyle söylendi). Restaurantın menüsünde sınırlı seçenek kullanılmış. 4 adet başlangıç, 3 adet balık çeşidi, 4 adet de et çeşidi mevcut. Normal Portekiz Şarapları’nın yanı sıra Porto Şarapları da menüde bulunuyor.

Ben yediğim camember peyniri, mavi peynir ve reçeller ile yapılan mini tostu çok beğendim. Ördek ciğeri ve reçelli ekmek içeren ‘Froie Gras’ isimli başlangıç ise benim için tartışmasız favoriydi.  Karides ve risotto ile servis edilen ızgara somon ise gayet başarılıydı.

Yemek sonrası, bir daha ziyaret etme ve daha uzun kalma temennileri ile bu keyifli şehre veda edip Lizbon’a geçtik.

Şayet Lizbon’u ziyaret ederseniz Sintra’yı muhakkak listenize almanızı öneririm. Sintra’nın benim için sadece Portekiz’de değil tüm gördüğüm yerler arasında kendi tarzında en iyilerden olduğunu söyleyebilirim.

Sintra’yı hakkıyla gezmeniz için 1 gün ayırmanız gerekecektir. Tabi bu büyülü şehrin havasına kapılıp bir kaç gün konaklamak da isteyebilirsiniz.

Bir dahaki yazımda size Portekiz’deki son durağım olan Porto’dan bahsedeceğim.

O yazımda buluşuncaya kadar nerede olursanız olun yeni yerler keşfetmenin keyfini doyasıya yaşayın, sevgiyle kalın.

 

Deniz Silistre

Deniz Silistre

Deniz Silistre profesyonel yaşamının yanı sıra tutkusu olan seyahati yıllardır yurtdışında ve yurtiçinde yaşamaya çalışıyor. Bu tutkusunu, uzun seyahatlerin yanı sıra yaşadığı ve çok sevdiği şehir olan İstanbul'da da günlük yaşamın akışı içerisinde izlemeye gayret ediyor. Deniz Silistre hem seyahatlerine hem de İstanbul'a dair yazılarını paylaşmak üzere Kadin.com'da.

No more pages to load

No more pages to load