Hiç fark ettiniz mi, kar yağarken sessizdir dünya. Bir tek rüzgarın sesini duyarsınız kar tanelerini savuran. Sessiz beyaz. Hayatın tam ortasındasınızdır. Geride bıraktıklarınız, gelecekte karşılayacaklarınız…  Geçmişle vedalaşmanın, bilinmezliği kucaklamanın tam zamanıdır. Kollarınızı iki yana açıp hiç düşünmeden geriye bırakın kendinizi, yüzüne düşen saflığın teninizi okşamasına izin verin, korkmayın. İşte böyle sessizliğin şenliğe dönüştüğü bir sabahta açtım Aslıhane’yi…

 

Kahvenin kokusu yavaş yavaş yayılırken okul tatiline inat çocuklar günün tam ortasında çıktılar dışarı, doğanın sessizliğine şen kahkahalarını katıp evlerin duvarlarını titrettiler. Çocukları izledim, kurumayan montuma söylendim. Birkaç dergiye, gazeteye göz gezdirdim, bugün kimse gelmez diye düşünürken Aslıhane’nin müdavimlerinden biri kapıdan içeri girdi. Her zamanki gibi bekledi, orta kahvesini söyledi. Her gün aynı şeyi içmeye gelen birinin neden siparişini bu kadar düşündüğüne anlam veremesem de hemen iki orta kahve yaptım. Çapraz masada yerimi aldım. Günün tam ortasında yağan kar, kahvenin dumanı ile birleşince ayrı bir önem kazandı. Hayatı yudumlamak bu olsa gerek diye düşündüm. Aklımda kelimeler yerlerini bulmaya çalışırken kütüphaneye uzandım, şiir okunmalı dedim içimden. Okunmalı ki beyazlığın büyüsü aklına kazınsın. Cemal Süreya. Evet, bugün Cemal Süreya okunmalı. Sayfalara sindire sindire göz gezdirirken her gün öğlen kahvesine gelen müdavimim ilk defa konuştu;

 

“Tam kırk iki sene önce burada tanıştık. Eskiden burası tuhafiyeciydi, sen bilmezsin yaşın yetmez. Annem yeni bir patron çıkarmıştı. Elime tutuşturdu kumaş parçasını “git” dedi, “buna uygun ip al”. Söylene söylene girdim dükkana. O’nu bir gördüm, aklım başımdan gitti. İki kahverengi göz, beni benden aldı. O gergef bakıyor, peşinde ben. Gittikçe bembeyaz teni kırmızıya dönüyor, utanıyor tabii. İp mip aklımdan çıkıp gitmiş. Evine kadar takip ettim. Yolu öğrendim. Koşa koşa eve geldim “Anne dedim ben aşık oldum”. Meğer annem de o dikeceği elbiseyi bana kız bakmaya giderken giyecekmiş. Birkaç kişi önermiş, Hamiyet ile Ragıp birbirine münasiptir diye. Büyüklerin de bir bildiği vardır, bak. Hiç unutma bu dediğimi. Annem diretiyor, olmaz söz verdim ben diyor, ben yeri göğü inletiyorum “hayır ben öbür kızla evleneceğim” diye. Yolu öğrendim ya, evlerinin etrafında dolanıyorum. Köşedeki pastaneyi bellemişim, her gün oradayım belki görürüm ümidiyle. Yok denk gelemiyorum bir türlü. Belki misafirdi diyorum içimden. Kime sorayım “nedir, necidir” diye utanıyorum tabii. Devir farklı. Neyse annedir en nihayetinde, sözünden çıkılmaz çok da direnemiyorum, kızı bulamadım ki direneyim…. Velhasıl giyiniyoruz, kız istemeye gidiyoruz. Kafam önümde ağladım, ağlayacağım. Sanki yürümüyorum. Beton dökülmüş ayaklarıma, sürükleniyorum. Duruyoruz bir apartmanın önünde. Kafamı bir kaldırıyorum, bir de ne göreyim! Bu benim bir haftadır etrafında nöbet tuttuğum apartman. Kalbim yerinden çıkacak. Merdivenleri üçer, ikişer çıkmışım hatırlamıyorum. Bir taraftan da “apartmanda beş daire var, ne malum o olduğu” diye içimden söyleniyorum. Oturuyoruz evin salonuna. Birileri konuşuyor ama hep uğultu bana. Salondaki fotoğraflara bakıyorum, bir umut. O sırada kapı açılıyor. İki kahverengi göz bana doğru gelip “kahvenizi nasıl içersiniz” diye sormasın mı? Bugün gibi hatırlıyorum, bir dakika falan cevap veremedim. Gözlerim doldu. Ağlamamak için zor tutuyorum kendimi… Orta deyiverdim. Halbuki sade içerim. İşte Hamiyet ile böyle evlendim ben. Üç yıl oldu gideli, otuz dokuz yıl diyemedim ona Hamiyet ben aslında sade kahve severim diye. Şimdi de sade içemiyorum, ona ihanet olur diye, iyi mi?

 

Oturduğum yerde gözlerim dolmuştu, elimde Cemal Süreya kitabı kıpırdayamıyordum. Sadece kısık bir sesle “başınız sağ olsun” diyebildim. Kafası önünde Ragıp Amca, fincanı ekseninde çevirdi, son yudumunu da aldıktan sonra kahvenin parasını masaya bırakıp bana döndü. Cemal Süreya ne güzel demiş dedi;

Ortasında yakalamalı bir insan yaşamı…

Ömrün ortası,

çayın ortası,

gecenin ortası,

En güzeli de, bir çift kahverengi gözün ortası…

Zaten en güzeli değil midir,

İçilen kahvenin ortası…

 

Hadi hayırlı işler olsun evladım.