Hayat çok ilginç. Buraya vapurlar falan demek isterdim ama anlatacaklarım var. İşiniz mekan işletmek ve bu mekanda kahve servis etmek olunca insan hayatınızın merkezinde oluyor. Kimi kahvenin yanına derdini – sevincini, kimi kitabını – dergisini alıp geliyor. Her ne kadar tek olsanız da yalnız olduğunuzu sanmak büyük yanılgı…

 

Her zamanki gibi gün kendini geceye bırakırken, havanın o hiç istenmeyen puslu karanlığı yavaş yavaş çökerken her sabah benden kahve alan Emel Hanım içeri girdi. Bitkindi. Bir masaya oturdu. Genelde sabahları transit uğradığı Aslıhane’de sanırım ilk defa oturuyordu. Yanına gittim “aynısından mı” dedim. Masaya bakarak güldü, sanki umudunu yere düşürmüştü ve eğilip alacak mecali yoktu. Önce korktum, onu ilk defa böyle görüyordum. Hatırlarsanız her sabah ince topuklu ayakkabılarını vurarak Aslıhane’yi inlettiğinden bahsetmiştim. Oysa şimdi derin bir sessizliğin içindeydi ve bu sessizlik insanı ürkütüyordu. “Aynısından Aslıcım” dedi.

 

Emel Hanım’ın kahvesini hazırlarken işten yeni çıktıkları her halinden belli olan iki kadın konuşarak içeri girdi. Çantalarının büyüklüğü yetmezmiş gibi kocaman bilgisayar çantalarıyla çok önemli olduklarını vurgulamak istiyorlardı. Emel Hanım, iki kadını uzun uzun süzdü, gülerek sokağın kararmasını izlemeye koyuldu. Emel Hanım’ın kahvesini servis ettikten sonra yeni gelen iki kadının siparişini aldım ve yerime geri döndüm. Sakin bir müzik ve iki masa müşteriniz olunca ve bir masadan hiç ses çıkmayınca konuşulanları duymamanız imkansız… İki kadın harıl harıl nasıl çalıştıklarını birbirlerinden onay almak istercesine anlatırken bir tanesi dün gece çok ilginç bir rüya gördüğünden bahsetti.

 

Kadın rüyasında çok hızlı bir trende, hiç tanımadığı insanlarla yolculuk ediyormuş. Trenin tüm camları kapalıymış, öyle perdeyle değil metal bir malzemeyle, açılması imkansız özetle… Birden buradan çıkması gerektiğini düşünmüş, çıkış yolu aramış ama bulamamış. Ardından tuvalete girmiş ve tuvaletin camlarının da aynı malzeme ile kapalı olduğunu fark etmiş. Saatlerce camı açmaya çalışmış ve başarmış. Trenden nasıl atlayacağını düşünürken camdan uçsuz bucaksız yeşil bir vadi görmüş. Sevinçle kafasını uzatınca fark etmiş ki tren gitmiyor. Bunca zamandır tren hiç ama hiç gitmiyor! Tam atlayacakken içerdeki diğer insanlar gelmiş aklına, trenin gitmediğini onlara da haber vermeliyim demiş ve o sırada uyanmış.

 

Kadının arkadaşı “çok ilginç, acaba ne anlatmak istiyor” dedi. O sırada Emel Hanım gülmeye başladı ve yan masaya laf attı.

 

  • Ben de sizin gibiydim. Aslı şahittir. Her sabah kahvemi alıp koşarak işe gidiyor, çok önemli toplantılara giriyor, sunumlar hazırlıyor, uykusuz geceler geçiriyordum. Sanırım bir 20 yılım vardır böyle geçen. O çok önemli sandığınız toplantılar, yalandan aldığınız takdirler, saatlerce hazırladığınız sunumlar… Hepsi yalan. O çok önemli sandığınız şeyler var ya, hepsi uydurmaca. Hepimizi kandırıyorlar arkadaşlar. Bakın şu an işsizim, bir anda işsizim! Kendimi adadığım işim, o çok önemli sandığım projelerim, kısacası geçmişim, geleceğim tek bir kişinin dilinin ucundaymış ve ben bunu hiç görememişim. Özetle arkadaşlar, o tren hiç gitmiyor. Sadece sizi o trenin gittiğine inandırıyorlar, o kadar. Camdan kafasını uzatmış biri olarak size haber vermiş olayım. Rüyada başka anlam aramayın.

 

İki kadın oturdukları yerde birbirlerine bakarken kahvelerini getirdim. Emel Hanım’a gülerek “artık daha çok görüşeceğiz desene, çok sevindim” dedim. O da bana güldü ve “neyse ki bir yeşil vadimiz var” diye cevap verdi.

 

Şimdi sorarım size, bindiğiniz tren gidiyor mu, yoksa size mi öyle geliyor?