Deliler, belki de bizimle konuşmuyorlardır.

Kim aksini söyleyebilir?

Buldukları başka bir mutluluk halini paylaşmak istemiyorlardır belki.

 

Belki de asıl uyuyanlar biziz.

Bizlerin razı olduğu bu tekdüze yaşamı reddetmiş olamazlar mı?

Kim bilebilir, belki de geceleri bir yerde toplanıp arkamızdan gülüyorlardır.

Belki de bir deli kulağımıza gerçeği fısıldasa sabaha kadar ağlarız

 

Bu cümleler bir tiyatro oyunundan… Belki oyunu izlemediniz ama eminim ki bu cümleler size yabancı gelmemiştir. Hangimiz delileri yargılamadık? Hangimiz zaman zaman delilere özenmedik? Ya da hangimiz onlardan daha az deliyiz? Hiç düşündünüz mü?

 

Her mahallenin bir delisi vardır, bizim de var. Adı Apo. Ailesinin yan yana 3 apartmanı var ama Apo terlikle gezip pantalonunu iple tutturuyor. Çünkü Apo böyle mutlu. Onu hiç tanımayanlar yanından geçerken korkuyor ya da acıyor. Apo’nun onlara bir şey yapacağını düşünüyor. Oysa kendini çok önemli zanneden kaldırımdaki insanlar, Apo’nun umrunda değil. Asıl Apo onlara acıyor. Elinde yarım ekmek sandviç; “Ya bunlar deli mi her gün koşa koşa nereye gidiyorlar. Gel bir otur, soluklan gel gel ekmek var”  diye bağırıyor, arkalarından gülüyor. Soluk soluğa çok önemli bir yere yetişmeye çalışan insanlar Apo’yu ciddiye almıyor. Apo haklı.

 

Oysa Apo bir ressam olsa dahi olurdu ya da ünlü bir matematikçi olsa saygı görürdü. O zaman deliliği statü atlardı, kaldırımın kenarında Apo’dan korkarak geçenler Apo’nun çevresinde toplanıp onunla konuşmak için o galadan bu galaya koşturur, iki fotoğrafta gözükmek için 3 saatini kuaförde, 2 saatini de davetiye bulmak için etrafına yalvarmak için harcardı. Çektirdiği fotoğrafları anında sosyal medya hesaplarına yükler, kaç beğeni aldığını takip eder mutlu olurdu. Ertesi gün ofiste arkadaşlarına Apo’nun çok çılgın biri olduğunu anlatır, yanında geçirdiği 3 dakikayı saatlerce anlatıp anılarını köpürtürdü. Ardından köpürttüğü ve gerçek olmayan hikayeye kendi de inanmaya başlardı. Ama sorsanız Apo daha deli ama dahi. Delilik, dahiliğin yanında ne ki?

 

deliyim delisin

 

Her gün ofiste, trafikte, evde kendi kendimize yavaş yavaş deliriyoruz ve hiç sesimiz çıkmıyor. Kahve tanecikleri gibi sıcak suyun içinde dağılmamızı seyrediyoruz. Olaylarla ruhumuzun homojen bir kıvama gelmesini bekliyoruz. Daha sonra ruhumuzla olayları ayrıştırmak için kendimizi antidepresanlara adıyoruz. İşlevsiz hobilerle bir şeyler ürettiğimize dair kandırılıyoruz. Dahilerin deliliğini meşrulaştırırken kendi deliliğimizi gizlemek için duygularımızı kuytu köşelere gömüyoruz. Bu sürecin neresi normal? Deli dediklerimiz mi deli, yoksa biz mi daha çok deliyiz, sorarım size.

 

Siz mi daha mutlusunuz, yoksa Apo mu? Uyuyan biz miyiz, yoksa o mu? Belki Apo kulağımıza gerçeği fısıldasa sabaha kadar ağlarız. Kim bilir, belki şu an ağlıyoruz içten içe, kuytuda, gizlide… Belki kafamızı dışarı uzatsak Apo ve arkadaşlarının kahkahalarını duyacağız ve çaktırmadan aralarına katılıp doyasıya mutlu olacağız…