‘’2009 ‘da hayallerimin peşinden gitmek için ikinci kez üniversiteye başladım. 17 yaşında geri kalan hayatım boyunca ne yapmak istediğimi bilmediğimden en kapsayıcı bölüm olduğundan işletme okumuştum. İlerki senelerde yeşil mimarinin tutkum olduğunu keşfettim. Gittiğim ülkelerden kitaplar biriktirirdim, mimar olmadığım halde seminerlere katılırdım. 2009’ da keskin bir karar verip mimarlık okumak için üniversiteye başladım. Sonra dünyada mortgage krizi oldu. Türkiye’ yi vurmadı dendi ama bizi çok fena vurdu. Okulu bırakıp annemin yanına geldim. Sonra bir daha okula dönmek nasip olmadı…Olsun , aileden kıymetli bir şey yok . Hem yolda başka tutkular keşfettim, başka kapılar açıldı…Hayırlısı oldu. Ama bir gün kendi ellerimle bir ağaç ya da kerpiç ev yapacağım o ayrı…’’

Biz Evde Yokuz

 

Belki birçok kişinin benzer hikayeleri, umutları, arayışları olmuştur. Yazı, geziyi tutkusu haline getirmiş iki güzel insanın hikayesi. Cümlelerin içinde hepimiz kendimizden bir şeyler bulabiliriz. Okuduğum an o kadar etkilendim ki hemen kendileriyle iletişime geçtim ve çok güzel bir yanıt aldım. Onların hayali şuan benim yaptığım mesleği icra etmekti; benimki ise onların şuan yaşadığı hayatı yaşamak.

Birçok gezgin arasından takip ettiğim birkaç tanesini beğenme sebebim; hikayesini bilmeden ortak olduğum hayalleriymiş meğer..Bazılarının kadrajlarına hayran oluyor ,bir mimar gözü var diyordum . Uçsuz bucaksız bir manzaranın içinden şu taş duvardaki ahşap bir pencere altına bu yazı yazılabiliyorsa, hikayesindendir.

Biz Evde Yokuz

 

Ne önemi var ki o zaman yapamadığımız işin..Siz içinizde yok etmeden yaşatabiliyorsanız hayallerinizi, o nerede olsa yol bulur kendine. Mimari kadraja sahip bir gezgin olursunuz ya da gezgin ruha sahip bir mimar hiç önemi yok birbirimizin yerine de ‘hayalleri’ yaşatabiliriz. Ben onların paylaşımlarında kendimden çok şey bulabiliyorum ve benim yerime birilerinin bunları gerçekleştirebiliyor olmasından mutluluk duyuyorum .

Mekanlar, bizlere fiziki bedenimiz için bir sınır çiziyor. Ruhu evsiz olan çok insan var. Yaşadığımız yerleri sevmeli ancak birazda özgürleşebilmeliyiz.

Yapılar yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik birer sığınaktır. Kendimizi güvende hissettiğimiz, rahat edebildiğimiz bizim olan yer algısı yaratırlar. İçinde yaşanılan her ev ya da mekan kullanıcısına ihtiyacı olan çözümleri sunamayabilir ancak derin bir aidiyet ve güven hissi verir. Sırf bu iki duygudan kolay kolay bırakamayız yaşadığımız yerleri; daha da önemlisi anılarımızla yaşanmışlıklarımızla derin bir duygusal bağ kurarız. Mobil yaşamaktaki en büyük engeli, bu kalıcılık hissinin olamayışıdır. Hayatınızda yer etmiş binalar,sokaklar, meydanlar, siz yaşadığınız sürece var olsunlar istersiniz . Her baktığınızda orada olduklarını görmek ve tüm yaşanmışlıkları dün gibi hatırlamaktır, arzulanan… Mekanlar görsel hafızanın canlı kalmasına yardım ederler.

Biz Evde Yokuz

 

Mekansızlık hissi sizi korkutmasın bilakis cesur kılsın. Geçmişte değil anda yaşayabilmeyi hatırlatsın.

Rivayete göre Antik Yunan Stoacı filozoflarından Epictetus, evi yanıp kül olduğu için karalar bağlayan bir dostuna ‘‘Evrenin düzenini birazcık kavramış olsaydın birkaç taş, kaya parçası için böyle sızlanmazdın, ’’ demiş.

Belki de haklı olan onlar ..Rotası olmayan seyyahlar, sırt çantasını açabildiği yer evi olan insanlar..Rastlantısal olanın keyfini süren, özgür ve keşfeden bir ruhla yolculuk eden mekansız bedenler..

Onlardan öğreneceğimiz çok şey var.
Hayallerinize ilham verecek daha nice fotoğrafları var, takip etmek isterseniz ;

https://www.instagram.com/bizevdeyokuz/