Kedilerin gerinerek uyandığı, alarmların yeni çaldığı saatlerdir günün en güzel zamanı… Gece sokaklarda şarkı söyleyerek dolaşanların yeni yattığı, benimse güne çoktan başladığım saatler… Yirmi dakika sonra sokakların dolacağını söyleseler, bu terk edilmişliğin bir anda yok olacağına inanmazsınız. Oysa birazdan şu kapıdan bilgisayarıyla uyuduğunu düşündüğüm Emel Hanım saniyelerin hızlanmasını istercesine yere vurduğu ince topuklu ayakkabılarıyla içeri girecek ve benden Americano’sunu isteyecek. Her zamanki gibi bugün de iyi uyanamadığından, çok önemli bir toplantısı olduğundan bahsedecek… Emel Hanım’a hangi toplantının daha önemli olduğunu sorsanız muhtemelen o gün katılacağı toplantıdır. Üç yıldır bu hiç değişmedi. Ne iş yapıyor derseniz, kartvizitindeki tanımdan daha havalı bir cevabı olacaktır. Bana sorarsanız ne iş yaptığını kendisi de bilmiyor. Sadece her toplantı, her saniye, her sunum onun için çok önemli, o kadar.

Benim ise ne iş yaptığım çok net, bu kafenin sahibiyim. Aslıhane’nin sahibi, Aslı. İstanbul’un en kalabalık, en nefret edilen, Ege’ye taşınmak isteyen insan popülasyonun en yoğun olduğu Nişantaşı’nda yaşıyorum. Kendi halindeki kafemde Nişantaşı’nın sokaklarına kahve kokusu yayıyorum. Merve ve Seda, yani en yakın arkadaşlarım, gün içinde beni yalnız bırakmıyorlar.

Kahve kokusuyla düşündüklerimi harmanlıyor, uzun uzun süzüyor ve akşam kendime bir yorgunluk kahvesi yapıp günün bana getirdiklerini kaleme alıyorum. Bunu neden yapıyorum, ben de bilmiyorum. İsterseniz siz de kendinize bir kahve alın, günün getirdiklerini konuşalım, ne dersiniz?

 

Yeni yıl, umut ve gelecek…

İşte yine yılbaşı alışverişinin tam ortasındaydım. Herkesin birbirine hediyeler aldığı, iyi dileklerde bulunduğu bir yeni yıla daha girdik. Nietzche’nin “Umut bütün kötülüklerin anasıdır, çünkü işkenceyi uzatır” sözü hala kulaklarımda yankılansa da bu yıl, diğer yıllardan daha farklı olacakmış gibi umutlu herkes, ben dahil. Ne demişler; bir umuttur yaşatan insanı…

 

Önümden hızla poşetler dolusu insan geçti. İçleri, yeniden fiyatlandırılmış “indirimde” yazılı etiketlerden koparılmış, fiyatları gizlenmiş hediyeler ile dolu… Hep merak ederim, indirimdeyken alışveriş yapınca insanlar neden mutlu olurlar? Oysa aynı ürün birkaç ay önce iki katı fiyatla satıldığı için sinirlenmeleri gerekmiyor mu? Bu durumu hiç anlamasam da Merve bu konuda iyi bir yol gösterici… Çünkü köşedeki tasarım butiğinin sahibi. Ona göre her ürün ayrı bir özenle hazırlanıyor. Bu yüzden etiketin hiçbir önemi yok. “Ürünü hazırlayan kişinin bu ürüne ne kadar zaman harcadığını bilemeyiz ama değil mi” diyor hep… Bu yüzden ilgisini çeken her şeyi fiyatına bakmadan satın alabilir, satın aldığı herhangi bir şeyle dönemsel bir aşk yaşayabilir. Tıpkı benim kahveye olan tutkum gibi onun da tutkusu bu…

Yurt dışındaki defileler, bir anda ortaya çıkan trendler, farklı tasarımlar hep Merve’nin alanına giriyor. Seda’nın ise sınırları belli. Onun için moda, sadece o yılın renk skalasından ibaret. Beyaz gömleğin üzerine renkli bir kazak, eğer işteyse altına etek, hafta sonuysa kot… Bazı kadınlar sadeyken bile şıklığı yakalar, hiçbir şey yapmalarına gerek yoktur. İster istemez süzersiniz, işte Seda da o kadınlardan. Gerçi bu özelliğinin hala farkında değil… Onun da tutkusu evliliği. Ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edenlerden. Sorsanız evliliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu, hayatı paylaşmanın erdemliğin temeli olduğunu anlatır, hem de sabaha kadar…

Instagram’daki fotoğraflarına baksanız hepsine kalp kondurmadan çıkmazsınız, içinizden “ne kadar da uyumlu ve mutlu bir çift” der, aynısını kendiniz için dilersiniz. Oysa önündeki kahve fincanını avcunun içinde döndürüp kahvenin özüne dalmışken eşiyle olan sorunlarını gözlerinden okuyabilirsiniz. İnsan kendine neden bunu yapar? Toplum baskısı, yalnızlık korkusu, bir daha kimseyle birlikte olamam duygusu, düzenimi bozmayayım düşüncesi, aileme ne derim kaygısı, statü değişikliği… Birçok cevap bulabiliriz ama gerçeği Seda’yı anlattıkça sizin keşfetmenizi istiyorum. Moda ve evlilik nasıl bir insanın tutkusu olabilir, birlikte keşfedeceğiz.

 

İndirimde olan ürünleri önce alan kazanır maratonuna çevirenler, soluklanmak için Aslıhane’ye, yani bana uğramayı ihmal etmedi. Zaten kahve kokusunun tarif edilemez davetkar kokusu hangi insanı yolundan çevirmez ki, sorarım size. Hediye paketlerini bozmadan birbirine aldıkları hediyeyi gösterenler, acaba hediye sahibi ne tepki verecek diye düşünenler, başka bir şey mi alsaydım diye hayıflananların kaygısını bir kahveyle giderdi yine Aslıhane. İşte bu kaygılara hayır diyemeyenlerin, yeni bir yıla umutla sarılanların köşesi Aslıhane…

Hediyenin insanın içine yaydığı o ince mutluluğu bilenlerin, acısıyla tatlısıyla hayatı kucaklayanların, uzaklara dalıp anı yaşayanların, bir yudum kahvenin 40 yıl hatırı olduğunu bilenlerin yeri… Bir gün sizi de beklerim. Hediyeye gerek yok, iki laflasak yeter. İnsan bu hayatta başka ne ister ki? Yeni yılınız iyi geçsin, umut dolu…